ana sayfa :: iletişim :: arkadaşıma öner
:: Akciğer Kanserinde Tedavi
 
 
 
Tedavi Seçenekleriniz Nelerdir?
Tedavinin Yan Etkileri
Ağrı Tedavisi


TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ

Kemoterapi, her ne kadar kanser hücrelerini öldürmeye yönelik olsa da normal hücrelere de zarar verir. En çok zarar gören normal hücreler, hızla bölünen hücreler olup, bunlar; kemik iliği ve kan hücreleri, saçı besleyen hücreler, üreme sistemi ve mide-barsak sistemine ait hücrelerdir. Bu hücrelerin zarar görmesi sonucu, bir çok belirti ortaya çıkar. Bu yan etkiler, kullanılan ilaçlara, dozlarına, ilacın veriliş şekline ve bireyin kendi özelliklerine bağlı olarak değişir. Bazı yan etkiler kolaylıkla tedavi edilebilirken bazıları özel dikkat isterler.

Kemik iliğinin baskılanması - kemik iliği bazı kemiklerin içerisinde bulunan ve beyaz kan hücreleri (Lökosit), kırmızı kan hücreleri (Eritrosit) ve trombositleri üreten bölümdür. Bu üretimin zarar görmesine kemik iliğinin baskılanması adı verilir. Kemoterapinin en sık izlenen yan etkisidir. Burada üretilen hücreler hızla büyüdüklerinden kemoterapiden çok fazla etkilenirler. Kemik iliği tekrar eski üretkenliğini kazanana kadar, yukarıda adı geçen hücreler sayıca çok azalırlar. Bu hücrelerin kemoterapi süresince düzenli olarak kontrol edilmeleri gerekir ve bunun için yapılan kan testine, "tam kan sayımı" (CBC) denir.

Bu kan hücrelerindeki düşüş kemoterapiden hemen sonra ortaya çıkmaz çünkü kanda mevcut bulunan hücreler hızlı bölünmediklerinden fazla zarar görmezler. Bunun yerine kemik iliğinde yeni gelişen hücrelerin tamamlanması engellenir, bu nedenle kan hücrelerinin sayıca düşmesi, kullanılan ilaçlar ve dozlarına bağlı olarak biraz zaman alır. Her kan hücresinin, farklı görevleri ve yaşam süreleri vardır: Beyaz kan hücreleri, mikrobik hastalıklarla savaşa yardım eder ve ortalama 6-saat yaşarlar. Trombositler, zarar gören damarlarda pıhtılaşmayı sağlarlar ve kanamayı durdururlar, ortalama 10 gün ömürleri vardır.
Kırmızı kan hücreleri, tüm hücrelerin oksijen almasını sağlarlar, bu şekilde hücrelerin beslenmesi sağlanır ve ortalama 120 gün yaşarlar. Beyaz kan hücreleri ve trombositler en düşük sayılarına kemoterapiden sonra 7-14 gün içerisinde ulaşırlar.

Kırmızı kan hücreleri daha uzun ömürlü olduklarından onların alt seviyelere düşmesi haftalar alır. Düşük beyaz kan hücresi sayımı: Kanda normalde mililitrede 4,000 ile 10,000 arasında bulunurlar. Normal sınırların altına düşmesine lökopeni denilir. Özellikle bu grup hücrelerden nötrofil adı verilenler esas iltihapla savaşan hücrelerdir, bu hücrelerin normal sayısının altına düşmesine nötropeni adı verilir. Normalde nötrofil sayısı mililitrede 2,500 ila 6,000 arasındadır. Bu sayının 500'ün altına inmesi şiddetli nötropeni olarak kabul edilir, bu durumda iltihap gelişme riski önemli oranda artar. İltihabın ilk belirtisi ateş yükselmesi olabilir. Eğer ateşiniz 38C'nin üzerine çıkmış, titreme veya başka iltihap belirtileri varsa mutlaka doktorunuzla görüşmelisinizdir. Bu belirtiler arasında; boğaz ağrısı, yeni başlayan öksürük, nefes darlığı, burun tıkanıklığı, idrar yaparken yanma, çıban benzeri kızarıklık, şişme ve ısı artışı gibi sayılabilir. İltihap riskinin artması nedeniyle nötropeni durumlarında kemoterapi uygulaması geciktirilebilir. Bazen doktorunuz, bu hücrelerin çok düşmesini engellemek için bir çeşit ilaçlar (koloni-uyarıcı büyüme faktörü) reçete edebilir. Bunlar kemik iliğini uyararak gerekli kan hücrelerinin yapılmalarını sağlarlar. Normalde vücutta bulunan faktörler, kemoterapi sırasında ihtiyacı karşılayacak kadar kan hücresi üretimini uyaramazlar, bu yüzden dışarıdan ilaç şekilde destek gerekebilir. Beyaz kan hücrelerinin yapımını uyaran iki farklı büyüme faktörü ilacı mevcuttur, bunlar; granülosit-makrofaj kolonilerini uyarıcı büyüme faktörü (GMCSF) ve granülosit kolonisini uyarıcı büyüme faktörü (G-CSF). Bu ilaçlar genellikle günlük kullanılırlar, kemoterapi alındıktan sonraki gün başlanır ve 2 haftaya kadar verilebilirler. Yeni çıkan uzun etkili G-CSF türlerinin, her kemoterapi döneminde bir kez uygulanması yeterlidir. Bu ilaçlar kemik iliğinin hızla toparlanmasını sağlayarak, mikroplarla mücadele gücünüzü artırırlar. Bunlar damar yolundan ya da cilt altına enjeksiyon şeklinde kullanılırlar.

Düşük kırmızı kan hücresi sayımı: yeterince kırmızı kürenin olmaması durumuna kansızlık (anemi) denir. Yorgunluğa, baş dönmesine, baş ağrısına, sinirliliğe, nefes darlığına, çarpıntı ve nefes nefese kalmaya neden olabilir.

Doktorlar yeterince kırmızı kan hücresi olup olmadığını iki şekilde kontrol ederler; Kırmızı kan hücresinde oksijeni taşıyan kısma hemoglobin adı verilir. Yeterince kırmızı kan hücresi yoksa kan hemoglobin miktarı normal değerlerin altına düşer (normalde hemoglobin kadınlarda 12 ila 16 gram/dl, erkeklerde 14 ila 18 gram/dl'dir).

Diğer bir ölçüm hematokrit'tir. Bu ölçüm kırmızı kan hücresinin kan hacmine oranını verir. Normalde %37-52 arasında olması beklenir. Erkeklerde kadınlara oranla bu oran biraz daha yüksektir. Kemoterapiye bağlı kansızlık genellikle geçicidir, ama tümörün kanaması ya da cerrahi nedeniyle kan kaybı olması durumunda daha da ağırlaşabilir. Kemik iliği kendisini toparlayana kadar, bu hastalara kan nakli yapılabilir. Yalnız kan naklinin de kendine özgü sakıncaları olduğundan ağır kansızlığı olanlara verilmelidir. Kemoterapinin oluşturduğu kansızlıkla mücadele etmenin bir diğer yolu da, bu hastalara kemik iliğinden kırmızı kan hücresi üretimini artırıcı özelliği olan ilaçların (eritropoetik ilaçlar) verilmesidir. Bu şekilde hem kansızlığa bağlı belirtiler düzeltilir hem de kan nakli gereksinimi azalır. Bu ilaçlardan epoetin alfa, hemoglobin miktarı 12gr/dl olana kadar cilt altı enjeksiyon şeklinde haftada ya da iki haftada bir uygulanırlar. Daha uzun etkili şekli olan darbepoetin alfa ise her 2-3 haftada bir uygulanabilir.

Düşük trombosit sayımı: Normal sayıları,mililitrede 150,000 ila 450,000 arasındadır. Sayıca düşmesine trombositopeni denir. Düştüğü hallerde;
  • Vücudunuzda kolaylıkla oluşan morarmalar,
  • Ufak kesiklerden sonra eskisine oranla kanamanın uzamış olması,
  • Diş ya da burun kanamaları,
  • Ciltte geniş morluklar veya toplu iğne başı büyüklüğünde mor noktalar,
  • Ciddi iç kanamalar, (eğer sayı çok düşmüş ise).
Trombosit sayısındaki düşmeler her ne kadar geçici olsa da, büyük kanamalara yol açarak, çok ciddi sorunlara neden olabilirler. Bazen trombositlerin azalmış olması yapılacak cerrahi girişimleri geciktirebilir. Çünkü bu tür girişimlerde kanama kontrolü sağlanması şarttır.

Eğer sayı 10,000'in altına düşerse, kanamaları önlemek için hastaya trombosit nakli yapılır. Nakledilen trombositler ancak birkaç gün yaşadığından çok fazla nakil yapılması gerekebilir. Bazen fazla nakil yapılan hastalarda trombositlere karşı bir çeşit alerjik reaksiyon gelişebilir. Trombosit düşmelerini engellemek amacıyla oprelvekin isimli büyüme faktörleri ilaç olarak verilebilirler.

Saç dökülmesi - Kemoterapi saçı besleyen hücrelere zarar verebilir. Bu durumda saçlarda kırılmalar ve dökülmeler izlenir. Genellikle kullanılan ilaca ve dozlarına bağlı olarak dökülme miktarları değişebilir. Eğer dökülecekse tedavi başladıktan 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu dökülme kesinlikle geçicidir. Saçlar tekrar yerine geldiğinde renginde veya şeklinde değişiklikler izlenebilir. Tedavinin sonuna doğru ya da tedavi bittikten hemen sonra saçlar çıkmaya başlar. Saç dökülmeleri kişiden kişiye de büyük farklılıklar gösterebilir. Vücudun diğer bölgelerindeki dökülmeler (kaşlar, kirpikler gibi) saçların dökülmesine oranla daha seyrektir, çünkü buradaki hücrelerin büyümeleri saça oranla daha yavaştır. Saç dökülmesi her ne kadar hayati tehlike arz etmese de, depresyona, güvensizliğe ya da üzüntüye neden olabilir.

İştah ve kilo kaybı - kemoterapi ilaçlarının çoğu iştah kaybına neden olabilir. Şiddetli iştahsızlık çok ciddi kilo kaybı ile sonuçlanabilir. Bu yüzden iştahsızlık ve kilo kaybı yakından takip edilmelidir. Düzgün beslenme vücudun güçlenmesini sağlayarak, hastalıkla ve tedavinin yan etkileriyle iyi mücadele etmesine neden olur. İştah kaybı genellikle geçicidir, kemoterapi bitince iştahın tekrar yerine gelmesi haftalar alabilir.

Tat değişiklikleri - kanser tedavisi ya da kanserin kendisi bazı yiyeceklerin tatlarının değişik alınmasına neden olabilir. Tatlı gıdalara karşı isteğiniz artabilir ya da tam tersine bunları görmek bile istemezsiniz, baharatlı yiyeceklere, et'e, domates ve domatesli gıdalara karşı iştahsızlık duyabilirsiniz. Ağzınızda metalik bir tat veya ilaç tadı duyulabilir. Tat değişiklikleri de iştahsızlığın ve kötü beslenmenin artmasına neden olabilirler. Tat ve koku almadaki değişiklikler, tüm kemoterapi boyunca hatta daha uzun süreler devam edebilirler. Çoğunlukla kemoterapi sonrası haftalar içinde düzelmesi beklenir.

Stomatit ve Özefajit - Stomatit, kemoterapi sonucu oluşan ağız içi iltihabı ve ağrılarını tanımlar. Benzer zedelenmeler boğaz ve yemek borusunda da görülebilir, bunlara da farenjit ve özefajit adı verilir. Yine benzer şekilde ağız, boğaz ve yemek borusunu döşeyen bölümün zedelenerek iltihaplanması durumunda mukozit'den bahsedilir. Öncelikle ağız içi kurur ve soluklaşır. Daha sonra ağız, damak ve boğaz iltihaplanarak kızarır ve ağrı ortaya çıkar. Dilin üzeri adeta kaplanır ve şişer, yutma ve yeme, konuşma güçleşir. Stomatit, farenjit, ve özofajit kanamalı, ağrılı yaralara ve iltihaba yol açarlar. Ağız, boğaz ve yemek borusu ağrıları genellikle geçicidirler ve kemoterapi aldıktan 5-14 gün sonra ortaya çıkarlar. Kemoterapi bittikten sonra tamamen iyileşirler.

Bulantı ve Kusma - kemoterapi ilaçları değişik nedenlerle bulantı ve kusmaya neden olurlar, örneğin mide ve oniki parmak bağırsağının içyüzünü döşeyen bölümü tahriş edebilirler. Bulantıya, terleme, baş dönmesi, halsizlik eşlik edebilir. Sonuçta öğürme ve kusma ortaya çıkabilir. Kusma kontrolü beyindeki bir merkez tarafından sağlanır. Kemoterapi sonrası dakikalar ya da saatler içerisinde kusma görülebilir, buna akut kusma denir, bazen gecikmiş olarak kusma izlenebilir ve günlerce sürebilir. Bazen önceden yaşanmış tecrübeler, benzer durumlarda bulantı ve kusmaya neden olabilir. Hem bulantıyı hem de kusmayı önleyen yeni birçok ilaç mevcuttur. Bunların dışında birçok geleneksel yöntemde bulantı ve kusmayla baş etmede yararlı olabilir.
 Bulantı-Kusma ile ilgili ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Kabızlık - eğer kabızlık sıkıntısı çekiyorsanız, yanı sıra karında şişkinlik, gaz çıkarma, kramp ve ağrı hatta basur yakınmalarınız da olabilir. Hastaların yarısında bu yakınmalara rastlanır, her 4 hastadan 3'ünde de hastalık ilerlemiştir. Bazı kemoterapi ilaçları kabızlık yapabildiği gibi, ağrı için verilen uyuşturucular da kabızlığa neden olurlar. Bunların dışında hareketliliğin azalması, kötü beslenme, sıvıyı az almak ve susuz kalmak, yatağa bağımlı olmak ve depresyon bu soruna neden olabilirler.

İshal - günde birden fazla sulu ve gevşek dışkı yapma söz konusudur. Gaz, kramp ve şişkinlik eşlik edebilir. Kemoterapi sindirim kanalını döşeyen hücrelere zarar verdiğinden bu tedaviyi alan her 4 hastadan 3'ünde ishal görülür. Bazı kemoterapi ilaçlarının kendileri de ishale neden olabilirler. Kemoterapi ile birlikte ışın tedavisi almak, tedavinin uzaması ve yüksek dozlarda olması ishal olma olasılığını artırır. Çok nadirde olsa kanser mideye sıçramış olabilir. İshal eğer susuzluğa, beslenme bozukluğuna ve kanda bozukluklara neden olursa, ölümcül olabilir. Bu yüzden ishal olunduğunda mutlaka doktora haber verilmelidir. İshalin sıklığı, miktarı ve görüntüsü de mutlaka bildirilmelidir. Bazen bu durumlarda doktorunuz Lomotil ve Lopermid gibi ilaçlar reçete edebilirler.

Yorgunluk - sık rastlanan bir yan etkidir. Halsizlik, güçsüzlük, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, fiziksel ve zihinsel tembellik yaşayabilirsiniz. Burada yaşanan yorgunluk günlük hayatta herkesin yaşadığı yorgunluktan farklı bir yorgunluktur. Dinlenmekle, uyumakla düzelmez ve çok uzun sürerek hayatınızı ciddi bir şekilde etkileyebilir.

Kalp hasarı - bazı kemoterapi ilaçları kalbe zarar verebilir. Eğer göğse ışın tedavisi de veriliyorsa, önceden kalp rahatsızlığınız varsa, kan basıncınız yüksek ve kontrol edilemiyorsa, sigara içiyorsanız kalbinizin kemoterapi ilaçlarından zarar görme riski daha da artabilir. Kalp atımlarında düzensizlik hissedilebilir. Bunun dışında; el ve ayaklarda şişme, baş dönmesi, nefes darlığı ve kuru öksürük ortaya çıkabilir. İlaçlara başlanmadan önce mutlaka kalbin durumunun çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Kemoterapi sırasında da EKG, EKO gibi tetkiklerle kalbin değerlendirilmesine devam edilmelidir. Eğer bir problem izlenecek olursa, daha fazla zarar vermemek için kemoterapi ilaçları sonlandırılmalıdır. Kalp atımlarınızda bozulma hissettiğinizde, bacaklarda şişme olduğunda mutlaka doktorunuzla görüşmelisinizdir.

Sinir sistemi belirtileri - bazı kemoterapi ilaçları doğrudan ya da dolaylı olarak sinirlere zarar verebilirler. Bu zararlar hemen kemoterapi sonrası ya da yıllarca sonra ortaya çıkabilir. Eğer baştaki duyu sinirleri zarar görecek olursa, çift görme veya görmede bulanıklık, kokulara karşı artmış hassasiyet, işitme kaybı, kulaklarda çınlama ve ağız kuruması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Gövde, kol ve bacaklardaki sinirler zarar görecek olduğunda; el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve duyuda azalma gibi yakınmalar olabilir. Bu durum günlük hayatı etkileyebilir, hastalar kavanoz ya da diş macunu açmakta zorluk çekebilirler. Bu tür sinirlere en fazla zarar verebilecek ilaçlar oxaliplatin, paclitaxel, vinorelbine ve thalidomide'dir. Dozların azaltılması ya da ilaçların kesilmesi yakınmaların azalmasına ya da kaybolmasına neden olur. Bazen oluşan hasarlar kalıcı olabilir.

Zihinsel değişiklikler - kemoterapi beyin faaliyetini de etkileyebilmektedir. Özellikle yüksek dozlarda ilaç kullanan küçük bir grup hastada yıllar sonra bile bu etkiler görülebilmektedir. Bu etkilenen fonksiyonlar arasında; konsantrasyon, hafıza, anlama ve mantık sayılabilir.

Akciğer hasarı - bazı kemoterapi ilaçları akciğerler üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Özellikle ışın tedavisi de alıyorlarsa çok dikkatli olunması gerekebilir. Yine yaş da önemli bir etkendir. Yetmiş yaşın üzerindeki hastalarda akciğer sorunları daha da belirgin olmaktadır. Hastalarda nefes darlığı, kuru öksürük ve ateş ortaya çıkabilir. Eğer yeterince erken ilaç kesilirse oluşan hasar düzeltilebilir. Erken dönem belirtileri akciğer grafilerinde henüz ortaya çıkmayacağı için, doktorunuz akciğerlerinizi solunum fonksiyon testleri ve arteryel kan gazlarını ölçümü ile değerlendirir.

Karaciğer hasarı - karaciğer tüm kemoterapi ilaçlarını işlediği için bu ilaçlardan zarar görebilir. Özellikle yüksek doz cisplatin kullanımı önemlidir. Çoğunlukla oluşan zarar geçicidir. İlaç kesildikten sonra haftalar içerisinde karaciğer eski normal haline döner. Karaciğer zarar gördüğünde; sarılık, yorgunluk, karnın sağ üst kısmında ağrı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Muhtemel karaciğer hasarını göstermek için kan testleri yapılmalıdır. Yaşlı hastalar ve daha önceden hepatit geçirenlerde risk daha fazladır.

Böbrek ve idrar yolları hasarı - kemoterapi ilaçlarının çoğu karaciğerde parçalandıktan sonra böbrekler yolu ile atılır. Bu parçalanan ilaçlar, böbreklere, idrar yolları ve mesaneye zarar verebilirler. Akciğer kanseri kemoterapisinde kullanılan cisplatin, ifosfamide böbreklere zararı olan ilaçlardır. Özellikle önceden böbrek rahatsızlığı olan hastalarda kemoterapi ciddi yan etkilere neden olabilir. Muhtemel böbrek hastalığını gösteren belirtiler arasında; bel ağrısı, yorgunluk, bulantı ve kusma, baş ağrısı, bacaklarda ve gözlerde şişme, idrar miktarında ve renginde değişiklikler sayılabilir. Kemoterapi alacak hastalarda böbrek fonksiyon testleri mutlaka dikkatle takip edilmelidir.

Kemoterapinin uzun etkili yan etkileri - bazı yan etkiler kemoterapi tamamlandıktan sonra dahi devam edebilir. Bu etkiler giderek ilerler ya da başka yan etkilerin gelişmesine yol açar. Uzun süreli yan etkiler alınan ilaca ya da beraberinde ışın tedavisi gibi başka bir tedavinin verilip verilmediğine bağlı olarak gelişebilir. Bu yüzden kemoterapisi tamamlanan tüm hastalarda takip ihmal edilmemelidir.

Kalıcı organ hasarı: bazı kemoterapi ilaçları kalıcı hasarlara yol açabilir. Eğer bu hasar tedavi sırasında fark edilirse ilaç mutlaka kesilmelidir. İlacın kesilmesine rağmen yan etkiler devam edebilir. Bazı organ veya sistemlerde (üreme sistemi gibi) oluşan hasarlar ancak kemoterapi tamamlandıktan sonra fark edilir.

Sinirlerde hasar: daha önceden de belirttiğimiz gibi, tedavi tamamlandıktan aylar ya da yıllar sonra sinir sisteminde kalıcı hasarlar izlenebilir.

Başka kanser gelişimi: akciğer kanserlerinde nadirdir.

Üreme sistemi ve cinsellik

Üremeyle ya da cinsellikle ilgili problemler, tedavi aldığınız yaşa veya kullanılan ilaçlar, dozları ve kullanılma sürelerine bağlı olarak izlenebilir.

Erkeklerin karşılaşabileceği cinsellikle ilgili sorunlar:
  • Bir kısım erkek de iktidarsızlık görülebilir,
  • Kemoterapiden hemen sonra sertleşmede ve cinsel arzuda azalma izlenebilir, bir-iki hafta içerisinde düzelir. Cisplatin veya vincristine ile oluşan bozulmalar nadiren kalıcı sorunlara neden olabilir.
  • Kemoterapi testosteron yapımının yavaşlamasına neden olarak cinsel arzuyu ve sertleşmeyi engelleyebilir. Yine, kemoterapi sırasında bazı bulantı önleyici ilaçların kullanılması da erkeklerin hormon dengelerini bozarak sorunlara neden olabilir, kemoterapi tamamlandıktan sonra bu sıkıntılar ortadan kalkar.
  • Bazı kemoterapi ilaçları sperm oluşumunu etkileyebilir. Bu etkilerin bazıları kalıcı olabilir. Bazıları, çok zehirli olup sakat bebek doğumlarına neden olabilirler. Cinsel açıdan aktif olan erkeklerin kemoterapi süresince doğum kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Hatta çocuk sahibi olmayı planlıyorlarsa, kemoterapi başlamadan önce spermlerini dondurmaları önerilebilir.
Kadınların karşılaşabileceği cinsellikle ilgili sorunlar:
  • Birçok kemoterapi ilacı kadınların yumurtalıklarına zarar verebilir. Buradan hormon salgılanmasını engelleyerek, adetten erken kesilmelere, cinsel arzuda azalmalara neden olurlar.
  • Her ne kadar adet düzensizliklerine neden olsa da kemoterapi sırasında kadınların hamile kalmaları mümkün olabilir. Eğer çocuk istemiyorlarsa mutlaka doğum kontrolü uygulamalıdırlar.
  • Erken adetten kesilmenin belirtileri, sıcak basmaları, vajinada kuruma, ilişki sırasında güçlük, düzensiz adet kanamaları ya da kanamanın kesilmesi şeklindedir. Vajina iç yüzeyi inceldiğinden, ilişki sonrası hafif kanamalar görülebilir.
  • Bazı kemoterapi ilaçları tüm organ iç yüzlerini huzursuz edebilir. Buna vajina da dahildir, sonuçta burada kuruma ve iltihap gelişebilir.
  • Özellikle kemoterapi sırasında kortizon ya da iltihap için kuvvetli antibiyotik kullanan kadınlarda, vajinada iltihaplanmalara sık rastlanır. Çoğunlukla naylon iç çamaşırı kullanan kadınlarda vajinada mantar iltihaplarına rastlanabilir. Bunun önüne geçmek için pamuklu iç çamaşırları giyilmesi önerilir ve şikayetleri azaltmak için doktorunuz bir takım krem ve fitiller reçete edebilir.
  • Cinsel organlarında uçuk gibi rahatsızlıkları bulunan erkek ve kadınlarda, kemoterapi sırasında bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle bu rahatsızlıklarında alevlenmeler olabilir. Bu konularda doktorların çok dikkatli olmaları gerekir.